Kategoriler
    More

      Alman İşçi Sınıfı Yüzünü Neden Sağa Dönüyor?

      Yazan: Richard Detje Dieter Sauer

      Çevirmen: Ceyhun Dönmez

      Nazizm’den yetmiş yıl sonra, Almanya’nın aşırı sağ partisi AfD, bir zamanlar sola oy veren işçilerin de desteği ile şimdilerde seçimlerde atılım yapıyor. 1 Eylül’de sağcı popülist parti Alternative für Deutschland (AfD) iki eski Doğu Alman bölgesinde, Brandenburg ve Saxony’de çarpıcı bir şekilde ikinci sırada yer aldı. Birincisinde oyların yüzde 23,5’i ve ikincisinde yüzde 27,5’ini alması, AfD’nin Ulusal Parlamento veya Federal Meclis’teki en büyük muhalefet partisi haline gelmesinden iki yıl sonra önemli bir atılım oldu. Ekim ayı sonunda, Doğu Almanya bölgesinde Thüringen bölgesinde oyların yüzde yirmi dördü ile ikinci kez başarılı oldular. Bu sonuç, bir öncekine göre elde ettikleri oy oranının iki katından fazlaydı.

      Nazizmin yenilgisinden yetmiş yıl sonra, AfD’nin yükselişi Alman siyasi sistemi üzerinde şok etkisi yarattı. Dahası, başarılarını önemli ölçüde işçi sınıfının bazı kesimlerinden gördüğü desteğe borçludur. AfD, 2017 federal seçimlerinde sendika(cı)lardan orantısız sayıda oy aldı (genel olarak yüzde 12,6’ya yüzde 15 arasında), Doğu eyaletlerinde partiyle birlikte sendika oylarının yüzde 22’sini kazanmayı başardı. Bu, Almanya’nın önde gelen gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung’un yeni bir sağcı işçi hareketinin ortaya çıkıp çıkmadığını sormasını bile sağladı.

      Peki işçiler arasında bu sağa yalpalanmanın arkasında ne var? Bu soruyu cevaplamak için işçilerin 2008’deki ekonomik çöküşe verdikleri tepkileri araştırma konusu oldu, bu da batıdaki popülist sağın yükselişine zemin hazırladı.

      2010 yılından bu yana, Rosa Luxemburg Vakfı’nın yardımıyla, Almanya’da bulunan  işçilerin kriz, politika ve aşırı sağa yönelik tutumlarındaki değişiklikleri haritalandırıldı. Bu süre zarfında, 2019’un başlarına kadar küresel ihracat lideri olarak zafer kazanan ve iç pazardaki işsizliği yüzde 5’in altına iten başarılı Alman ekonomisinin imajı ve işçiler tarafından bunun nasıl algılandığına dair çarpıcı bir tezatla karşılaştık.

      İşçi Sınıfı ve Kriz

      Araştırmada, işçiler arasında krizin genelde anlatıldığından daha farklı bir algı ortaya çıkıyor. İşçiler 2008’i konjonktürel olarak değil, devam eden bir şey olarak gördüler. “Her zaman kriz var.” baskın görüştü, iş kazası, çalışma koşulları, esneklik talepleri ve performans testi üzerinde sonsuz bir baskı döngüsündeki aşamalardan sadece biri.

      İşçiler için, iş yerinde ‘kriz’, niteliklerin, deneyimin ve mesleki durumun sorgulanmasının yanı sıra kalıcı yeniden yapılandırma olarak deneyimleniyor. İş gücünün bir kesimi arasında öfke açığa çıktı, ancak tanımlanmış bir hedef olmadan kalakaldı yani yaygın protesto veya direnişe yol açmadı. Ayrıca, işçilerin yarattığı talepleri finans odaklı bir piyasa ekonomisinde karşılamak giderek güçleşti.

      Almanya, mali krizi nispeten hızlı bir şekilde aşarak, sendikaların birçoğunun başarılı kriz korporatizminin işçilerin siyasi alandaki çıkarlarının daha güçlü bir şekilde temsil edilmesini beklemesine yol açtı. Ancak, böyle bir gelişme bu araştırmada fark edilmemekte. Aslında, ‘temsil krizi’ aralıksız devam etti. Devletin siyasi ve ekonomik tekeller tarafından ele geçirildiği algısı edinilmiş ve kurumsallaşmış politika organlarının yetkilendirilmesi hız kazanmaya devam etmiştir. Bu, aşırı sağın egemen sınıf karşıtı eleştiriler için bir üreme alanı haline geldi. Ancak, ekonomik çöküşün hemen ardından sistematik bir engel ile eleştiriden ve öfkeden siyasi olarak kilitlenme gördüyse de bu dönem 2015 sonbaharında sözde ‘mülteci krizi’ tarafından kırıldı.

      Almanya’ya giden mülteci ve sığınmacılar popüler öfke hedefi, öfke projeksiyonu ve algılanan çaresizlik planlarını yaparken, sağa dönen AfD kendisini birçok kişinin kendilerini dışarıya karşı kilitlediğini hissettiği politik bir kuruma karşı popüler öfke için konuşacak şekilde konumlandırdı. Bu, savaş sonrası Almanya tarihinde bir dönüm noktası oldu.

      Popülizm ve İşyeri

      Göç neden olmasa da, gündelik ortaya çıkan ırkçılık ve ön yargı için bir katalizör görevi gördü. Mülteci krizinden bu yana, sosyal sorunlara ilişkin sağcı yönelimler artık daha açık bir şekilde ifade ediliyor. Göçmenler, mülteciler ve sığınmacılar, bazı işçiler tarafından bir yandan talihsizlik habercisi, kendi sosyal kırılganlığımızın aynası ve aynı zamanda kendilerini hala yükseltebilecekleri bir sosyal tabanı temsil etmek olarak algılanmaya başladılar.

      Sağ popülizmin özellikleri tam da bu noktada devreye giriyor. Toplumsal anlaşmazlıkları yan yana ve bazen ‘üstte’ ve ‘altta’ farklılığıyla ya da sınıfsal olarak sermaye ve emek arasında dikey bir eksende konumlandırmak yerine, popülizm “diğerlerine” yatay bir “biz” politikası oluşturma eğilimindedir. Sağcı popülistlerin elindeki içi boş “biz” kavramı ulusal ve etnik çizgilerde yeniden tanımlanıyor. AfD’nin seçim başarıları sağcı önyargıyı normalleştirme etkisine sahipti. Sendikaya karşı olan muhalefet, AfD’nin “diğerleri gibi” bir parti olarak ele alınması gerektiğini savunan işgücünün bazı kısımları tarafından eleştiriliyor. Sonuçta anti-demokratik politika karşısındaki sınır çizgisi maalesef giderek bulanıklaştı.

      Çoklu etnik gruptan oluşan iş gücü kompozisyonu, gündelik patlayan ırkçılığa karşı kısmen ‘güvenlik duvarı’ olarak işlev görebilir. Ancak araştırmamıza göre, bu sadece iş yeri entegrasyonunun etnik bölünmeye karşı daha uzun süre başarıyla uygulandığı durumlarda işe yarıyor. Ayrıca bu dönemde göçmenler arasında dünya görüşlerinde, yaşam biçimlerinde ve siyasi görüşlerde bir yeniden yapılanma gözlemledik.

      Sağcı eylemcilerin iş yerinde dönüşüm süreçleri için bir algıya sahip olduklarını inkar etmemek gerekir. Yalnızca çalışma konseyleri ve sendikaların artık işçilerin çıkarları için değil, işçiler ve yönetim arasındaki arabulucular olarak, daha çok arabuluculuğa odaklı, ayrıca görünüm ve deneyim açısından da genellikle ‘küçük günlük kaygılara’ dikkat çekenler olarak görünürler. İklim değişikliği, popülist sağın sendika hareketine karşı algılanan sol argümanları nasıl silahlandırdığına dair faydalı bir örnek sunuyor. AfD iklim değişikliğini ”sahte” olarak görüyor ve fosil yakıt motorlarının üretiminin sürdürülmesini, otomobil işçilerinin istihdamının yanı sıra batı Almanya’da antrasit madenciliğinin ve doğuda linyit madenciliğinin sürdürülmesine bir katkı olarak savunuyor.

      Bazı işçiler için, AfD’nin bu yaklaşımı, sol ve liberal partilerle sendikaların kendileri tarafından savunulan sosyal-ekolojik dönüşüm politikalarına karşı yanıltıcı bir güvenlik vaadi sunuyor.

      Uyuşmazlık Tohumları

      Kapitalizm ve onun krizleri, araştırmaya katılan işçilerin cevaplarında sürekli bir varlık olarak karşımıza çıktı. Araştırmanın merkezi bir bulgusu, çalışma dünyasında çelişkilerin yoğunlaştığı sonucudur. “Her zaman kriz var,” dedi insanlar, “ama daha da kötüye gidiyor”.

      Bunun çok yönlü boyutları bulunuyor; bir işçinin işinin ne kadar güvende olabileceğine dair endişeden, hızlandırılmış esnekleşme, sürekli bir dış kaynak ve dış kaynak kullanımı, sürekli işsiz kalma, çalışma saatleri ve koşulları ile artık güvenli olmayan temel iş gücü çevresinde güvencesiz bir istihdam kuşağı. Giderek artan baskı neredeyse her zaman sorun tanımlarının en başında yer almaktadır.

      Değişim temposunu yükseltmek ve güvensizliği arttırmak için eski rasyonalizasyon ve kısıtlama deneyimlerine yeni dönüşüm süreçleri (sayısallaştırma, karbondan arındırma, yeni ulus ötesi değer zincirleri) eklenmiştir. Bu aynı zamanda piyasa güdümlü öz-yönelim ve özerklik vaatlerinin kontrol kaybına dönüştüğü daha kalifiye çalışanlar için de geçerlidir.

      Üçlü kontrol, tanınma ve umut kaybı, sendika temelli dayanışmayı değersizleştirir. Bu, iş yeri düzeni sisteminin dikişlerde ayrılma eğiliminde olduğu bir zamanda gerçekleşir. Bir teşvik sistemi olarak kapitalizm bir vaat üzerine kuruludur: kim işlerini iyi ve etkili bir şekilde yaparsa ve eğitim ve öğretim yoluyla bu niteliklere sahipse, (göreceli) refah ve güvenlik vaadi alır. Ve eğer işler iyi giderse, bunu aşağıdan yukarıya toplumsal hareketlilik izler.

      Her korporatist politikanın temeli buydu. Deneyimlerimiz, işçilerin güvenlik vaatlerinin öngörülemez bir rejimde kaybolduğunu düşünüyor. İşçiler artık sadece ‘ham sayılar’ konusunu, insanların ve emeklerinin yazıldığını bildiriyorlar. Sürekli kendi kendine optimizasyonun ilerlemeyi güvence altına almayı vaat etmediği durumlarda, aşağı hareketliliğe kayma riski vardır.

      Sendikalar için “Aşırı Sağ” Mücadele

      Almanya’nın itibarını yitirmiş siyasi partilerin aksine, sendikalar hala ülkede bir dereceye kadar meşruiyet iddia edebilirler. Sendikalar siyasi yönelimlerinde ve kararlarında sağcı popülizme karşı açıkça konumlandılar. Bununla birlikte, pratik mücadelede önemli zorluklarla karşı karşıyadırlar. Sağcı popülizm iş yerinde ”perdelerin arkasına saklanmayı” durdurduğundan beri, politikasını ilerletmek için yeni araçlar geliştirdi.

      Gölgelerin arasından ortaya çıkması, sağcı popülizm ile sendikalar arasındaki ilişkiyi değiştirdi. Sendika ve sağcı popülist aktivizm artık birbirini dışlamıyor. AfD destekçileri iş arkadaşlarından destek alabilir ve bu da sendikadaki pozisyonlarına yansır. Günümüzde bazen sendika temsilciliğiyle uğraşan ve AfD etrafında aktif siyasette olan meslektaşları ile karşılaşılmaktadır.

      Bu, iki baskın sendika mantığını ortaya çıkarıyor: biri işçilerin siyaset olmadan çıkarlarını temsil eden sendikaların varlığı, ikincisi de solcu güçlere hizalanan sendikaların mantığı. Sağcı popülizmin veya ırkçılığın onu iş yerine dönüştürdüğü ve doğrudan sendika karşıtı tavırla bağlantılı olmadığı durumlarda, içsel bir örgütsel ve politik sorun haline gelir. İş yerindeki sağcı popülizm, “küçük adam” için daha belirleyici bir savunucu olduğu iddia edildiği gibi, sendikadan ayrı veya ona karşı bireysel bir şekil alabilir. Böylece, iş yeri meclislerinde popülist haklarla çatışmaya giren sendika sekreterleri kendi alanlarından çeşitli retlerle karşılaşıyorlar. Bazı çalışma konseyleri, tam zamanlı meslektaşlarına mülteci politikaları ve göç gibi politik olarak patlayıcı sorunları gündeme getirmelerini tavsiye ediyor. Üyelik kayıpları korkusu, sadece doğu Almanya’da değil, bazı sendikaları sağcı popülistlerle nasıl başa çıkacakları konusunda daha dikkatli hale getiriyor.

      Bu arada işçiler, sendikaların rolünü bugün geçmişte olduğundan daha eleştirel ve duygusal olarak görüyorlar. Ankete katılanların mesajı şuydu: günlük sendika çalışmaları, tabansal hareketlilik, kontrol kaybı ve işçilerin barındırdığı gelecek hakkında korku süreçlerini ele almak için artık yeterli değil. Çoğu zaman işçileri piyasanın taleplerinden etkili bir şekilde koruyamazlar. Sendikaların iş güvenliği ve çalışma koşulları üzerinde kalıcı bir etkisi yoktur.

      Gelgitin Dönüşü

      Bu, sendika hareketinin bazı bölümlerinde kabul edilmektedir – bu yüzden ”dönüşüm” ve ”gelecek” ile ilgili konferanslar görüyoruz. Ancak şimdiye kadar sunulan bu girişimler, sağcı popülizmin getirdiği zorluklar için yetersiz kalmıştır. Bu kısmen değişimin genellikle yeni etiketlerden biraz daha fazla göründüğü için. Örneğin, ”pragmatizm” yerine ”şeyleri şekillendirme sözlüğü” getiriliyor.

      Ekonomik temelleri uzun zamandan beri aşınmış olan “sosyal piyasa ekonomisi” iddiasıyla, geçmiş yılların korporatizmine özlemle bakılması, Almanya’nın gittikçe daha bunaltıcı iş yeri gerçekleri ve siyasi tehditleri ışığında bir çözüm sunamaz.

      Sağın tabansal desteğini kesmek için daha fazlasına ihtiyacımız var: Mevcut sistemin sınırları dahilinde bile kontrol, tanıma ve potansiyel kayıplara cevaplar verilmelidir. Sağcı popülizm, gittikçe daha aç gözlü bir pazar tarafından işçilere uygulanan baskılardan faydalanmak için kendini konumlandırdı. Bunun nedeni, sendika hareketinin bu sorunlara kendi demokratik ekonomik tepkilerini geliştirememesi olabilir.

      Bu, sendika politikalarında beklentilerinin açıkça tartışıldığı bir tartışma gerektiriyor. Sermayenin korporatist barış teklifleriyle çelişkileri yoğunlaştırmasına yanıt vermek yerine, sendikaların örgütsel gücünü çatışma ve seferberlik yoluyla güçlendirmeliyiz.

      Emek politikası açısından bu, tüm alanlarda teşvik vidalarını sıkılaştırırken, aynı zamanda meritokrat hareketlilik ve güvenlik vaatlerini yerine getiremeyen kapitalizme karşı yeni kolektif bakış açıları anlamına gelir. Ayrıca aşağıdan, demokratik ve işçi sınıfının çıkarı temelli bir politika için seferberlik ve katılım süreçlerini organize etmek anlamına da gelir. Bunlar birbiriyle ilişkilidir: seferberlik ve katılım, faiz politikaları ile yüklenen alanlarda (teşvik politikaları gibi) gerçekleşmelidir ve demokratik oylama ve aktivasyon süreçlerinde somut iş politikası hedefleri (personel değerlendirmeleri üzerindeki etki gibi) tanımlanmalıdır.

      Böyle bir dönüşüm sürecinin üstesinden gelmek, sağcı popülizmin büyümesine kesin bir iş gücü politikası olarak bir cevaptır. Bu zorluğu aşmak için, temel nedenlerinin çoğunun iş dünyasında olduğunu kabul etmemiz gerekecek.

      Kaynak: https://www.tribunemag.co.uk/2019/11/the-far-right-at-work?fbclid=IwAR3nvIx1V7HW4oQuI91CwJvYzf6dEWbTqi38zYs9M_qLNBCXlskAjaUXND4

      https://www.tribunemag.co.uk/2019/11/the-far-right-at-work?fbclid=IwAR3nvIx1V7HW4oQuI91CwJvYzf6dEWbTqi38zYs9M_qLNBCXlskAjaUXND4
      Ceyhun Dönmez
      Ceyhun Dönmezhttps://entdergi.com/author/ceyhundonmez/%20
      Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu. Ent Dergi kurucularından ve editörlerinden. Bir kedi bir köpek babası.

      Rastgele Yazılar

      Transdinyester Sosyalist Devleti

      Bu bölge, kendi yerli halkının gözünde her ne kadar bir ülke olarak görülse de birkaç istisnanın dışında çoğu Avrupa ülkesi tarafından tanınmayan...

      İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

      Kamuoyunda "İstanbul Sözleşmesi" olarak anılan ve devamlı olarak tartışma konusu olan, gündemden düşmeyen sözleşmenin resmi adı, "Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve...

      Solculuk Şiddeti Aklar Mı?

      "İlk kızım Ayşe 1966'da doğmuştu. İşte ben, Ayşe doğduğu zaman İzmir'den "Eşrefpaşa'nın çekimleri için geldim. Bir kısım sahneler İstanbul'da geçecek. Kalkavanların köşkünde...

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz