Akıllı At Hans

Antroposen devriyle (insan çağı) birlikte Homo Sapiens kendi türü haricindeki hayvanları insanlaştırma eğilimine girmiştir. Özümüzde biz de fareler, kediler, yunuslar ya da bonobolardan farklı değiliz. Bizim gibi onların da bilinci ve karmaşık duyu ve duygu düşüncüleri vardır. Her canlının kendine ait bir özelliği, yeteneği, bilinci, işlevsel kabiliyetleri var. Hayvanların sadece bizden farklı görünüşe, türe, dile sahip olduklarını düşünerek onları insanlaştıramayız. Bu politika etik değerler açısında yanlış olmasının yanı sıra, hayvanlara kendi özünde değer vermemizi de engelliyor.

1900’lü yılların başında Almanya’da “Akıllı At Hans” adında çok ünlü bir at vardır. Matematikçi Wilhelm Von Oston tarafından eğitilen Hans’ı bu kadar ünlü kılan özellikleri gittiği her yerde Alman diline olan yatkınlığı ve matematik zekasına sahip olmasıdır. Hans’a “4 kere 4 kaç eder?” diye sorduğunuzda Hans, toynaklarını toplam 16 defa yere vurur. Daha da ilginci, yazıyla bile sorsanız bu soruyu Hans’ın cevabı değişmez. Hans birkaç yıllık eğitimden sonra 4. dereceden zekaya sahip olduğunu gösterir. Bunun üzerine Von Oston onu topluluk önünde yaptığı gösterilerle tüm Almanya’ya tanıtır.

Görsel: www.listelist.com

1904 yılında Alman bir eğitim kurulu, bir psikologun başkanlığında bu atın araştırılmasını ister. Bir komisyon kurulur hemen. Bu komisyon Hans’ın tüm yeteneklerinin bir hileden olduğuna emindir. Ancak türlü testler ve araştırmaların neticesinde, bu teorilerinde herhangi bir bulguya rastlayamazlar. Hans sahibinden ayrı bir yerde tutulup, bir yabancının sorduğu sorulara bile tek başına doğru yanıtları vermeye devam eder.

1907 yılına gelindiğinde, bu atın gizini çözmeye karar veren yeni bir araştırmacı ortaya çıkar. Psikolog Oskar Pfungt, Hans üzerinde bir dizi testler uygulamaya başlar. Bu testler sonunda Hans’ın, karşısındaki kişilerin beden dilini, yüz ifadelerini ve tepkilerini gözlemleyerek doğru cevapları bulduğu ortaya çıkar. Hans, “4 kere 4 kaç eder?” diye sorulduğunda, geçmiş deneyimlerinden faydalanarak, karşısındaki insanların belirli bir sayıda toynaklarını yere vurmasını beklediğini bilir aslında. Hans, toynaklarını yere vururken bir yandan da her vuruşta karşısındaki insanların tepkilerini inceler. Doğru sayıya yaklaştıkça, insanların daha da gerildiğini, doğru cevaba geldiğinde ise gerilimin zirveye ulaştığını görür. Hans, tıklamayı bırakınca gerilimin yerini hayranlık ve şaşkınlık dolu ifadelerin aldığını görünce doğru cevabı verdiğini anlar ve durur. Hans aslında ne matematik ne de almanca biliyordur. Hans, bunlardan daha değerli olan tepkisel okumaları ve insanların yüzlerini okumayı biliyordur.

Görsel: www.listelist.com

Hayvanları insanlaştırma eğilimindeki insanların sürekli hataya düşerek hayvanlara, sahip olduklarından daha harikulade yetenekler bahşetmesinin, bahşetmeye çalışmasının en mükemmel örneğidir “Akıllı At Hans”. Ne var ki asıl dersimiz bu değil; tam aksine Hans’ın öyküsü, hayvanları insanlaştırarak diğer türlerin özgün kabiliyetlerini, özelliklerini ve hayvan bilişini küçümsediğimizin, kendimizi onların ne kadar üzerinde ulaşılmaz bir boyutta tuttuğumuzun en somut göstergesidir.

Hans bir matematik dahisi olmayabilir, almanca bilmeyebilir. 6-7 yaşındaki bir çocuk bile bunları, hatta bunlardan fazlasını yapabilir. Ancak beden dilini okumada, duygu ve niyetleri okumada Hans sınırsız bir yeteneğe sahiptir. Kendi dilinde bize “4 kere 4 kaç eder? Diye soran bir Çinli’ye karşı, onun duruşundan, tepkilerinden ve bakışlarından ayağımızı yere vurarak doğru cevabı bulmamız mümkün değil. Akıllı Hans buna sahiptir ancak. Atların beden diliyle anlaşabilmesi Hans’a bu yeteneği bahşetmiştir. Hans’ı harikulade yapan ise bunu sadece diğer atlara karşı değil, yabancı insanların duygu, düşünce ve niyetlerini okumak için de kullanabilmesidir.

Kaynak: Homo Deus – Yuval Noah Harari

Ömer Aygül
Ömer Aygül
Ent dergi ekoloji editörü. Meslek lisesi bilişim teknolojileri mezunu. IT uzmanlığı ve satın alma uzmanlığı alanlarında çalıştı. Taze veganlardan. Şiir ve öykü alanında yazılar yazıyor. Ruh ve beden sağlığını muhafaza etmek için yoga / meditasyon yapıyor. İran sineması ve Abbas Kiarostami ile alakalı onunla ters düşmenizi tavsiye etmem.

Rastgele Yazılar

Mitoloji-Felsefe İlişkisi ve Akıl-Doğa Ayrımı Ekseninde Toplumsal Cinsiyet: Troyalı Kadınlar

Euripides, Atina’nın yetiştirdiği üç büyük tragedya şairinden biridir. Euripides eserlerinde insanları bekleyen zorlu koşulları gözler önüne sererek onları düşünmeye teşvik etmiştir. Ayrıca...

Bu Fabrika Evim Değil

Sizin bedeninize rızanız dışında kimsenin hâkim olamayacağını ve kimsenin buna cüret dahi edemeyeceğini bilmenin verdiği özgüvenle yaşayabilmeniz, ah ne kadar güzel! Veyahut bedeninize rızasız dokunan cüretkârlığa ses çıkarabilmek ve ‘’Dur!’’ diyebilmek… Benim ismim Gaia ve sizler gibi konuşamıyorum. Farklı sesler çıkarıyorum ama aynı atan kalbe ve kendime ait olabilme bilincine sahibim. Şiddet görmeyi, zorla hamile bırakılmayı, bir eşya gibi yalnızca makineleşmeyi, doğan bebeğimin benden zorla alınmasını ve öldürülmeyi istemiyorum; zaten bu yaşadıklarımı hak etmiyorum bile!

Uygur Türkleri Türkiye’de Kendilerini Güvende Hissetmiyor; “AKP Çalışmadığımız Yerden Çıktı”

“Uygur Türkleri’nin durumu araştırılsın” önergesinin AKP’nin ret, MHP’nin çekimser oyu ile TBMM’de reddedilmesinin yarattığı tartışmalara Türkiye’deki Uygur Türkleri ne diyor?

İki Bin Yüz Seksen

Bugün bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışıyla bir günü daha arkamızda bıraktık. Ancak bu günün bir önemi vardı; 24 Nisan Dünya Laboratuvar Hayvanları Günü..>

Günümüzde dünya ticaretinde başrollerde yer alan ilaç ve kozmetik sektörünün altında yatan kanlı gerçekleri kabul etmeliyiz ki hepimiz biliyoruz. Ancak bu gerçeklere göz yummaktan, laboratuvarlardan yükselen çığlıklara kulaklarımızı kapatmaktan da çekinmiyoruz. İnsan merkezli algının desteğiyle gittikçe büyüyen bu “sözde” farkındalık eksikliği; bizler gibi canlı türü olan hayvanların, hissetmelerine rağmen cansız birer laboratuvar ekipmanı muamelesi görmesine sebep oluyor. Peki türler arası hiyerarşinin varlığını -kısaca türcülüğü - açıkça gözler önüne seren hayvan deneyleri gerçeğinin göz ardı edilmesinin temel sebebi, insan sağlığı için zorunlu olduğunu düşünmemiz midir yoksa bencilliğimiz mi? Kendi türümüzden olmayan varlıkların acısını nereye kadar görmezden geleceğiz?

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz