Kategoriler
    More

      Ah O Toksik İlişkiler…

      Sosyal medyada çokça dolaşan yeni bir söylem: Toksik ilişkiler. Canımızı burnumuza getiren, bizi bizden alan ah o ilişkiler…

      Geçtiğimiz günlerde uzun yıllardır feminist mücadele veren bir kadın arkadaşımın bir derdine şahit oldum, ilişkisiyle ilgili sorun yaşıyordu. Kafası karışık, kalbi bulanıktı, oldukça dertliydi. Bu durum beni üzmekle birlikte çokça şaşırtmıştı da çünkü eşitlik için mücadele ederken kendi ilişkisini bu mücadelenin sınırlarına katamamış olduğunu gördük konuştukça, eşitsiz gelişmiş bir aşkla depreşip durduğunu fark etmiştik. Hissettikleri düşündüklerinin önüne geçmişti, “eşit bir hayat için eşit bir aşk” yaşamak gerektiğini hatırlamalıydı, başka kadınlara önerdiğini önce kendisi yapmalıydı. Yaptı da.

      Tanıdık geldi mi?

      Her birimiz hayatımızın bir döneminde uzun yada kısa süreyle, hafif yada ağır atlatmışızdır bu toksik (zehirli) ilişkileri. Bizi yavaş yavaş kemiren, kendimize saygımızı bitiren, belki hayatımızı zindan eden, dönüp baktığımızda kurtulduğumuza sevindiğimiz veya hala peşimizi bırakmayan, duygularımızı onarılamayacak kadar kıran böylesi ilişkiler yaşamışızdır. “Ben yaşamadım” diyenlere tebrikler, simülasyonu başarıyla geçtiniz!

      Nasıl oluyor bütün bunlar? Her şeyin farkındayken, başkasına bakıp “bunu nasıl yaparsın” dediğimiz şeyleri kendimiz nasıl yapıyoruz? Nasıl hayatımızı bir grup insanın eline teslim ediyor ve duygularımızı yönetmelerine izin veriyoruz? Peki ya biz neler yapıyoruz da “hak ediyoruz” hatta karşımızdaki insanla birbirimizi paspas etmiş oluyoruz sonunda?

      Peki ya bunlar neden en çok heteroseksüel kadınların başına geliyor?

      https://sendika63.org/2018/02/esitsiz-aska-karsi-biz-hayati-istiyoruz-diyen-kadinlardan-14-subat-eylemi-474842/

      Yazının başında bahsettiğim toksik ilişki terimi esasında “örgütlü erkeklikle” birleşik halde. “Kahır çeken cins” kadınlar… Zehirlenmeyi en çok kadınlar yaşıyor. Çünkü erkeklik zehirli. Buna itirazı olanlar cinsiyetçilik, eril tahakküm ve patriyarka hakkında temel okumalara dönebilir, Anıt Sayaç’a bir göz atabilir yada İstanbul Sözleşmesi’ne kimler karşı çıkıyor bakabilir.

      Elbette burada bir suçlama yapmıyorum, yazının niyeti bir grup insanı aşağılamak, kalp kırmak ya da “doğru budur” diye dayatmak değil. Kadınlar da erillikten müstesna değil. Yazının amacı toksik ilişkiler içindeki kadınlara bir feminist isyan çağrısı.

      Kabul edelim ki biz kadınların hayatını çekilmez kılan en büyük şeylerden biri cinsiyetçilik, kadın düşmanlığı. Bu düşmanlığın şiddet gibi bir fiile dökülmüş hali, ilişkisinde kadına çektirmediğini bırakmayan erkekliğin birkaç gömlek üstü.

      Bir erkek, kendi erkekliğiyle mücadele etmiyor ve dolayısıyla eşitliği sürekli erteliyorsa yaşadığı ilişkinin iki taraf için de toksik ilişki olması kaçınılmaz. Bir erkek ilişkisi boyunca kadını psikolojik ve duygusal olarak hırpalıyor, manipüle ediyorsa bu erkek birkaç adım sonra şiddet uygulayabilme potansiyeline sahip biri olabilir. Bir erkek, bunları okuyup ilişkisindeki halini sorgulamıyor, zehrin nereden ve nasıl yayıldığına bakmıyor, “saçmalık” diyip yazıyı kapatıyorsa o erkek etrafını da zehirleyebilir.

      https://alevinet.com/2017/02/15/kadinlar-esitsiz-aska-da-esitsiz-hayata-da-hayir-dedi/

      “Öldüren sevgi istemiyoruz” derken aslında, yavaş yavaş öldüren sevgiyi de kast ediyoruz. Duygularımızı, düşüncelerimizi, yetilerimizi, sosyalliğimizi yavaş yavaş öldüren zehirli sevgi…

      Eşitsiz aşkı sürdürdükçe heteronormativitenin*, genel ahlakın, aile kurumunun bütün zararlarını; klasik anlamıyla edilgen ve makbul kadın dayatmasını kabul etmiş olmuyor muyuz? “Aşkın kanununu yazsak yeniden” derken, erkek adaletin kanunlarını mı kast ediyoruz? Kadın sömürüsünden kastımız salt ekonomik sömürü mü? Sahiplenmek, kıskanmak denilerek allanıp pullanan şey aslında özgürlüğü kısıtlamak değil de ne? Eşitleşmek sadece ev temizliğini bölüşmek mi yani?

      Aşk, eşit gelişmiyorsa, ezme-ezilme ilişkisine dönüşme riskiyle yüz yüzedir. Aşk, eşitsiz bir zemine kurulduysa yamuk örülür, bir süre sonra yıkılır. Aşk, eşitliğin önüne geçiyorsa insanca yaşam da onun gölgesinde kalır. Aşk, eşitler arasında değilse onların üstlerindedir, ezip geçer. Aşk, kalpleri açıp gözleri kapatmamalıdır.

      Moralimizi bozmuyoruz. Toksik ilişkilerle, erkeklikle mücadele ediyoruz. Hayatımızı her seferinde yeniden kurabilme gücüne sahip olduğumuzu hatırlıyoruz. Hayatımızı seviyoruz, kendimizi seviyoruz ve evet; sevgilimizi de seviyoruz. Ama önce isyan.

      *Heteronormativite: Heteroseksüelliğin toplumsal ve doğal norm olarak kabul edilmesi.

      Emek Kılınç
      Emek Kılınç
      Ent Dergi Yazı İşleri Sorumlusu, Gündem Editörü. KBÜ Radyo TV Programcılığı / AÖF Fotoğrafçılık-Kameramanlık okudu, halihazırda Ege Üniversitesi Gazetecilik öğrencisi. Gayri-resmi gazeteci, fotoğrafçı. Feminist, sosyalist.

      Rastgele Yazılar

      Koronavirüs Neden Kadınları Daha Az Etkiliyor?

      Çin’de koronavirüs kaynaklı ölüm oranları erkeklerde yüzde 2.8 iken kadınlarda yüzde 1.7. İtalya’da hayatını kaybeden insanların yüzde 71’i erkek.

      Neydi Bu SLS?

      Bilimsel adı Sodyum Loril Sülfat (Sodium Laureth Sulphate) olan SLS, emülgatör işlevi görür. Yağ ve su birbirine karışmayacağından dolayı bunları bağlama görevi...

      Çok Geç Olmadan

      Geçtiğimiz hafta 92. Oscar ödülleri sahiplerini buldu. Parazit filmi 6 dalda aday olduğu ödüllerden, başta en En İyi Senaryo dalı olmak üzere...

      Savaşı Durdurun! Emperyalizmi Durdurun!

      Yazan: Greg Shupak Çevirmen: Ceyhun Dönmez ABD'nin kendisi dışındaki ülkeleri bombalama, hükümetleri devirme ya da...

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz