Hayvan hakları mücadelesi, hayvanlara kapılarını bir türlü açmayan adalet karşısında yıllardır süregelen bir yaşam hakkı mücadelesidir. Oysa en basit haliyle, hukuk düzeni tarafından korunan menfaat olarak tanımlanan hak kavramının, yalnızca insana özgü olduğunu iddia etmek, hayvanların cansız varlıklar olduğunu iddia etmek kadar akıl dışı olacaktır.

Günümüz mevzuatında hayvanlar açısından adeta bir cezasızlık politikası yürütülmektedir. Hukuk sistemi, hukuken veya eylemli olarak sürdürülen bu hak temelli mücadeleyi büyük çoğunlukta görmezden gelmeye devam etse de bazı mahkeme kararları bu mücadeleye ışık tutmaktadır.

Hayvan hakları anayasal haktır!

Geçtiğimiz günlerde Erzurum 1. İdare Mahkemesi, “adalet sonunda hayvanlar için de geliyor mu?” dedirten bir karara imza attı. Tarım ve Orman Bakanlığı Bingöl Şube Müdürlüğü’nün 2020-2021 Av Yılı Av Turizmi Uygulama Talimatı kapsamında, 5 adet yaban keçisi ve 5 adet çengel boynuzlu dağ keçisi hakkında pazarlık usulüyle yapılan ihalenin iptali için Bingöl Barosu tarafından açılan davada verilen kararda birçok temel soruna da değiniliyor.
Mahkemenin davalı idarenin baronun ehliyetine ilişkin itirazı hakkında vermiş olduğu karar, hayvan hakkı mücadelesinin temel dayanağını oluşturacak ifadeler içermektedir. Her ne kadar kararda “hayvan haklarının, insan haklarının bir parçası olması” sebebine dayanılmış olmasını -hayvan hakkının, hayvanın kendi varoluşu sebebiyle doğal bir hak olduğunu düşünmem sebebiyle- desteklemesem de, hayvan hakları mücadelesi bu kararla anayasal dayanak kazanmış oldu. Nitekim kararda da biz savunucuların mevcut düzenlemeler arasında en çok ileri sürdüğü, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu düzenleyen Anayasa 56. maddesi dayanak olarak gösterilmektedir.

Bununla birlikte, kararın bir kısmında hayvan haklarına ilişkin mevzuatın irdelemesi yapılarak mevcut düzenlemelerin, hayvan haklarına olumlu ya da olumsuz katkısı olmadığı da belirtilmektedir. Mevzuatın yetersizliğinin bir mahkeme kararıyla tespit edilmiş olması hayvan hakları yasasının aciliyetini de gözler önüne sermektedir.

Avcılık konusunda uluslararası bir sözleşme olan “Bern Sözleşmesi” olarak da bilinen Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’ne atıf yapan mahkemenin, söz konusu ihalenin uluslararası sözleşmeye de aykırı olduğunu belirterek iptal edilmesine karar vermesi de konuyla ilgili Türkiye’nin de tarafı olduğu ama yasama ve yargı süreçlerinde göz ardı edilen hayvanlara ilişkin uluslararası düzenlemelerin önemini de vurgulamaktadır.

Emsal Karar

İhale yoluyla adeta satışa çıkarılan bu canlılardan elde edilen toplam 118.300,00-TL gelirin kamu idareleri bütçesine aktarıldığı düşünülecek olursa günümüzde avcılığın tamamen maddi kaygılarla sürdürüldüğünü anlayabiliriz. Mahkeme, söz konusu miktarın kamu yararı açısından da irdelemesini yaparak daha önce hiçbir gerekçeli kararda belirtilmemiş olan şu ifadeleri kullandı:

“ Yaban keçilerinin avlanabilmesi için hukuken geçerli kabul edilebilecek bir kamu yararının varlığının aranması, insan haklarının bir parçası olan hayvan haklarının ve hukukun üstünlüğünün korunması adına atılmış önemli bir adım ve insan ırkına yakışır bir yaklaşım olacaktır.”

Yine az da olsa türcülük kokusunu aldığımız bu ifadelere mahkemece yer verilmiş olması, en azından birilerinin hayvanları birer canlı olarak hak sujesi konumunda değerlendirebildiğini ve hayvanın yaşam hakkını diğer çıkarlardan üstün tutabildiğini göstermektedir.

Mahkemenin, ulusal ve evrensel hukuk kurallarına aykırı bularak av ihalesini iptal ettiği bu karar sayesinde, avcılığın sona ermesine ilişkin atılacak adımların seslerini yavaş yavaş duyar gibiyim. Nitekim nesli tükenmekte olan hayvanların bu şekilde maddi çıkarlar uğruna ihale konusu edilmesi bir utanç kaynağı olup, artık günümüzde avlanmanın devlete ödenen vergi karşılığında temin edilebilen “can alabileceğine dair izin belgesi” ile güvence altına alınmış, öldürme dürtüsünün tatmin edilmesine yarayan bir aktivite haline gelmiş olduğunun da kabulü gerekmektedir.

Hayvanları, üzerinde mülkiyet ilişkisi kurulabilecek bir meta olarak gören anlayış değişmek zorunda!

Hayvan hakları ihlallerine en sık rastladığımız durumlardan biri olan sitelerde hayvan barındırılmasından kaynaklı uyuşmazlıklara ilişkin birçok mahkeme kararı var. Ancak 2013 senesinde İstanbul Anadolu 12. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen karar, hayvanların kişilik haklarının varlığını kabul etmesi sebebiyle adeta dönüm noktası olabilecek nitelikte. Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesine de atıf yapılan kararda, hayvanın hak ehliyetine sahip olduğunu ve bu nedenle site yönetimlerince hazırlanan sözleşmelerin hayvanların kişilik haklarına da aykırılık taşımaması gerektiği de belirtilmiştir.

“Hayvan, aynı insanlar gibi hak ehliyetine sahip kabul edildiğine göre hakim, Borçlar kanunu’n un 27. maddesi uyarınca taraflar arasında yapılan sözleşmenin kişilik haklarına aykırı hükümler içerip içermediğini değerlendirir iken, sözleşmenin hayvanın kişilik haklarına aykırı düzenlemeler içerip içermediğini de göz önünde bulunduracaktır.

Hayvanın hak sahibi bir varlık olarak kabul edilmesi gerektiği üstte belirtilen uluslararası metinler ve Hayvanları Koruma Kanunu ile sabittir. Hayvanları ancak üzerinde mülkiyet ilişkisi kurulabilecek bir meta olarak gören anlayışın, gelişen hukuk ve çağdaş bakış açısı karşısında değişmesi, hayvanların kendi kişiliği ile canlı bir varlık olarak kabul etmesi zorunludur. İnsanın hayvandan güçlü olması onu yok sayma hakkı vermez.”

Ceza Yargılamasında Hayvanlar Hala Cansız!

Hukuk yargılaması ve idari yargılamalar açısından hak sahipliği tartışılması mümkün olsa da, ceza yargılamasında durum maalesef çok da iç açıcı değil. Hayvan hakları ihlallerinin cezalandırıldığı mahkeme kararları mevcut, fakat bu kararların hayvanın yaşam hakkını korumaktan ziyade, insanın mal varlığını korumaya yönelik olması sebebiyle değinme gereği duymuyorum. Özellikle hayvana karşı gerçekleştirilen öldürme, cinsel saldırı, yaralama ve benzeri fiiller hakkında verilen mahkeme kararlarına bakıldığında, Türk Ceza Kanunu 151. madde kapsamında sahipli hayvanın mal olarak nitelendirilmesi sebebiyle mala zarar verme suçundan ceza verildiğini görüyoruz. Hayvanların birer canlı olması sebebiyle yaşam hakkına sahip olduğunu ve ihlali halinde cezai yaptırımlar uygulanacağını düzenleyen yasalar gelmediği sürece de ne yazık ki mahkemeler hukuka uygunluk açısından bu yönde karar vermek zorunda.

Adalet kavramını; insan merkezci yaklaşımla sadece insana özgü ve insanlar tarafından hayvanlara lütfedilerek bahşedilecek bir kavram olarak görmeye devam ettiğimiz sürece, hayvan hakkı kavramı da tam olarak karşılığını bulmayacaktır. Olması gereken; hayvanların yaşamlarından kaynaklı olarak doğal haklara sahip olduğunu kabul etmek ve yaşam hakkı gibi vücut bütünlüğü, beslenme, barınma gibi doğal olarak varolan haklarının da hukuken korunmasını sağlamaktır. Biz hak savunucuları; hayvan hakkı ihlallerinin azalması ve var olan ihlaller hakkında yukarıdaki gibi mahkeme kararlarının artması için mücadelemize devam edeceğiz, insan merkezli adalet karşısında türlerin eşitliğini sağlayana dek!

Sosyal medyada paylaş

Tuğçe Berber

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olup İzmir’de kurucusu olduğu Lotus Hukuk Bürosu’nda avukatlık mesleğini sürdürmektedir. Çocukluğundan gelen hayvan sevgisi “Türk Hukuk Sisteminde Hayvan Hakları ve Uluslararası Hukukun Hayvan Hakları Mevzuatına Etkisi” isimli tez yazısından sonra hayvan hakları aktivistliğine evrilmiştir. Vegan ve sürdürülebilir bir yaşam mücadelesiyle birlikte, türlerin eşitliği için de hak temelli mücadelesine gerek mesleki gerek sosyal alanda devam etmektedir. Hayvanlara Adalet Derneği, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyesi olarak çeşitli sosyal projelere destek vermektedir. Sokaktayken bütün hayvanların, evdeyse bir kedi annesidir. Adalet mücadelesinin karanlık dünyasına renk katmak için yoga ve müzik alanlarıyla da ilgilenmektedir.
Published On: Ocak 18th, 2021Categories: Ekoloji, Hayvan Hakları0 Yorum

Leave A Comment