Sosyal medyada paylaş

8 Temmuz 2018 tarihinde, 317 kişinin yaralandığı ve 7’ si çocuk olmak üzere 25 kişinin yaşamını yitirdiği kazada, oğlu Oğuz Arda Sel’i ve eşini kaybeden sevgili Mısra Öz ile bu süreci konuştuk. İhmallerle dolu Çorlu Tren Katliamı davasında 4 sanık hâlâ yargılanırken dava süreci de devam etmekte.

Sevgili Mısra Öz, öncelikle davaya kaza değil katliam dediklerini belirtirken, bunun önlenebilir bir kaza olmadığını göz göre göre yaşanmasına izin verilen bir katliam olduğunu dile getiriyor: “En basit ve hayati önlem yol bekçileriyken ödenek yetersizliği nedeniyle bu kişilerin işlerinden çıkartılması ihmallerden yalnızca biri. TCDD eksik kadro ve eğitimsizlik ile çalışıyor. Bugün hâlâ mühendislerin iş beklediği TCDD bünyesinde teknik fakülte mezunu dahi olmayan bir insan GM’e danışmanlık yapıyor. Liyakatsizliğin kol gezdiği bu kurumda ciddi eğitimsizlik sorunu var. Bilim ve teknoloji çağında olduğumuzu düşünecek olursak, bu kurum teknolojiden ve bilimden oldukça uzak bir işleyişe sahip. Hava durumunu dahi takip edecek bir sistemi, meteoroloji ile bir protokolü, bunu takip edecek donanıma sahip bir çalışanı dahi yok.

Hâl böyle olunca, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesine yetiştirilen ve “sözde hizmet” sunduklarını söyleyen bu yönetim içinde hiçbir şekilde alt yapı, üst yapı çalışması yapılmamış olup bilinen tehlike durumları görmezden gelinmiştir. Tüm bu yukarıda saydığım eksiklikler de eklenince “ihmaller” yüzünden bu katliam yaşanmıştır.”

Olay Sonrası Ailelere Karşı Örseleyici Tutum

3 Temmuz 2019’ da görülen davanın ilk duruşmasında aileler darp edilmişti. Olay sonrasında yaşadıklarını, ailelere yaklaşımı Mısra Öz şu şekilde özetliyor bizlere: “Olay sonrası insanlıktan uzak ne varsa onu yaşadık. Yalnız bırakıldık, görmezden gelindik, hak aradığımız için suçlandık. Ben oğlumun ölüm sebebini sorduğum için katliamın olduğu dönemdeki ulaştırma bakanı tarafından sosyal medya üzerinden engellendim. Aynı şekilde dönemin TCDD GM’si İsa Apaydın tarafından da engellendim. Polisler tarafından Çorlu Aileleri olarak darp edildik ve hakkımızda davalar açıldı.”

Devlet yetkililerinin bu konudaki tutumunun olayı örtmek üzerine olduğunu belirten Mısra Hanım, mecliste Çorlu Tren Katliamı ile ilgili verilen araştırma önergelerinin AKP ve MHP oyları ile hep reddedildiğini, başlarda bu olayın siyaset ve politikayla ilgisi olmadığını düşündüğü halde süreç içinde yaşanılanların siyasetin tam ortasında olduğunu fark ettiğini belirtiyor. Kayıtsız olan bir kesime rağmen kamuoyunun desteğini hep aldıklarını söyleyen Mısra Hanım, aynı zamanda seslerini duyurmaya çalışan basın emekçilerinin bu sayede seslerini duyan kişilerin desteğini ve cesaretini görmelerinin kendilerine güç verdiğini de söylüyor.

Son olarak vermiş oldukları mücadelenin yalnız kendileri için olmadığını aslında şu an yaşamına devam eden insanlar için olduğunu, başka aileler parçalanmasın, bu acıyı başka hiç kimse yaşamasın diye sürdüklerini ifade eden Mısra Hanım, TCDD’nin hâlâ ölüm saçtığını birilerinin hesap vermemesi sonucunda daha çok canın yanmaya devam edeceğini söylüyor. Bu nedenle tüm yetkililere, özellikle davayı takip eden savcı ve hakimlere çok büyük sorumluluk düştüğünü belirtirken ihmaller yüzünden gerçekleşen bu katliamda sorumluluğu olan herkesin gereken hesabı vermesi gerektiğini ve bunun hesabını sormanın herkesin görevi olduğunu ifade ediyor.

  1. Duruşması 16 Mart 2021’de görülecek dava için herkesi dayanışmayı büyütmeye çağırırken, bizler de bu sürecin ve adaletin daima takipçisi olacağız. Sağlanmış adaletler yalnız adalet arayanların değildir; kimsenin adalete ihtiyaç duymayacağı toplumları yaratmak içindir. Bu yüzden tekrar ve yüksek sesle söylüyoruz:

Adalet! Hemen Şimdi!

Görsel: politeknik.org.tr

 

Sosyal medyada paylaş

Leyla Can

Leyla Can
Kjersti Skomsvold’un “Ben turuncuyum ve hiçbir şey turuncuyla kafiyeli değil.” alıntısında kastettiği renktir Leyla. Biraz yoldur, biraz şiir; nitekim Başak Köklükaya’nın iki kaşı arasındaki gölgesine razı fesleğendir. Yolda olmayı ve rastlaşmaları önemser. Kelimeler, cümleler, jestler ve anlar biriktirir. Kendine has zarifliği ile akar sokaklara. Daima öfkeli baktığı çocukluk fotoğraflarının ardında güzel bir kız çocuğu durur geleceğe karşı. Serpilirken sımsıkı sarılıyordur tutkularına. Detayları sever, gizlenmiş olanda bulduğu bağlar onu sıradanlığa. Pencere pervazına çiçekler gibi kitaplar dizer. Yakasına her sabah bir umut, evden çıktığındaysa yüzüne muzur bir gülümse iliştirir. En güzel mahiyeti dostluktur. Ruhu her an alıp başını gitmeler çekerken zaman akmıyormuş gibi dingindir aynı zamanda. Turuncu gibi hiçbir şeyle kafiyeli olmayan bir yaşayışın umut dolu naifliğini hayata döken şiirin başıbozuk hallerine benzer. Düşlerini gerçeğe dökmektir uğraşı. Bir nevi hep mujer naranja.

Leave A Comment