“İnsan hakları savunuculuğu” günümüzün en popüler kavramlarından birisidir. İnsan haklarından ne anlaşıldığından, savunmaktan ne anlaşıldığından bağımsız olarak, artık bir ‘meslek’ten bahsediliyor. Salt hukuki metinlerde yazanların görülmesinden, korunaklı alanlarda gezilmesinden, sonucu yaratan sebeplerle ilgilenilmemesinden söz ediliyor. Oysa insan hakları tarihi, mesleki bir çabanın ötesinde, bir mücadele tarihidir. Yok sayılanların, yok edilmek istenenlerin mücadelesi… Baskı ve sömürü altında tutulanların vekalet verdiği değil, en fazla yardım aldığı bir mücadelede bu.


İnsan haklarının tanımına ilişkin olarak, “egemenin/devletin sınırlandırılması” sözünü bir çoğumuz duymuşuzdur. Gerçekten de insan hakları mücadelesinin tarihi incelendiğinde ezilenin, ezene karşı zafer kazanma, onu sınırlandırma çabasını görürüz. Günümüzdeki gibi küresel ekonomik eşitsizliğin mağdurlarına dönük ‘yardım kampanyaları’ düzenlemek, ABD’nin Irak’a ‘demokrasi götürmesinde’ yer almak gibi faaliyetlerde bulunan maaşlı, hükümet destekli “insan hakları savunuculuğu”nun ötesinde, teşhir ve mücadele eden, mesleki bilgisini ötekinin, ezilenin lehine seferber eden bir insan hakları savunuculuğu geçmişimiz var.

Hakiki Bir İnsan Hakları Savunuculuğu


İnsan hakları savunuculuğuna ilişkin samimi yaklaşım yıllar önce sona ermiş değil. İnsan hakları mücadelesi geçmişine ihanet etmeden, en zor koşullarda da insan haklarını savunmak ve büyütmek için mücadele edenler her dönem varlar. Geçtiğimiz günlerde, öldürülmesine ilişkin ilk duruşması görülen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi bunun en önemli örneğidir. 2015 yılında, Dört Ayaklı Minare’nin altında, “İnsanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz” dedikten hemen sonra öldürülen Tahir Elçi, Türkiye’de insan hakları savunuculuğunun en hakiki örneklerinden biri olmuştur.


Hukuk fakültesini bitirdikten sonra avukat, hakim, savcı, akademisyen gibi bir mesleğe sahip olmakla, bir ‘hukukçu’ olmak arasında hep bir fark olduğuna inanmışımdır. Tahir Elçi karşısında onu övmek bile mahcup eder insanı ama söylemeden geçmeyelim: Dört Ayaklı Minare’nin altında aramızdan ayrılmadan önce, bir hukukçu, bir insan hakları savunucusu olarak, mesleki bilgisini paraya tahvil etmeden, güçlünün önünde eğilip bükülmeden yürümüştür. Yakılan köyler, işkenceler, faili meçhuller karşısında iğneyle kuyu kazarak, bıkmadan ve yorulmadan yürüttüğü mücadelesi kendisinden sonrakilere yürünecek yolu işaret etmektedir.

”Biz Her Hikayenin Savaşçısıyız”


Yazının girişinde anlattığımız ‘meslek olarak insan hakları savunuculuğu’ndan sonra Tahir Elçi’ye baktığımızda, profesyonel bilgiyle birlikte vicdan, cesaret, dürüstlük, emekçilik, inanç gibi hususların da değerli olduğunu bir kez daha hatırlarız. Ölüm tehditleri altında dilekçeler yazarken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)’ne başvuruları yaparken Tahir Elçi salt mesleki faaliyetlerde bulunmuyordu. Tüm zorluklarını bile bile, vekalet aldığı insanların bireysel ve vekilliğini yaptığı halkın kolektif haklarının savunuculuğunu yapıyordu. Bir cinsel saldırı davasının duruşmasından çıkan kadın avukat, saldırıya maruz kalan kadına, “Unutma, biz hiçbir hikayenin mağduru değiliz. Biz her hikayenin savaşçısıyız” demişti. Vekil-müvekkil ilişkisinin ötesinde bir yol arkadaşlığını anlatıyor bu söz. Bir insan hakları hukukçusu olarak girdiği her hikayenin savaşçısı olan Tahir Elçi’yi ve mücadelesini unutturmamak Türkiye’deki adalet mücadelesinin önemli bir parçasıdır.


Öldürüldükten yaklaşık 5 yıl sonra, 21.10.2020 tarihinde Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin davanın ilk duruşması görüldü. Soruşturması yıllarca süren bu davanın ilk duruşmasında basit usul kurallarının gözardı edildiği, avukat taleplerinin reddedildiği hatta avukatların duruşma salonlarından çıkarılmaya çalışıldığı bir duruşmaya tanık olundu. Bu duruşma, bu topraklarda adalet mücadelesi yürütenlerin hiç de yabancı olmadığı bir atmosferde gerçekleşti. Ancak asıl unutulmaması gereken, adalet mücadelesi sürdürenler bu boğuk havada nefes almayı, yol yürümeyi tıpkı Tahir Elçi gibi biliyorlar. Anısı önünde saygıyla…

About the Author: Doğukan Ünlü

Doğukan Ünlü
Categories: Gündem0 Comments

Leave A Comment