Yıllardır 1 Mayıs için yapılacak miting – yürüyüş faaliyetlerini kampüslerinde ve sokakta örgütleyenler, herhangi bir bildiri dağıtımında, afiş asarken veya kitleye konuşma yaparken şu sorular ile karşılaşmıştır: ”Ya 1 Mayıs’la bizim ne ilgimiz var?” veya ”Biz öğrenciyiz arkadaş, işçi miyiz?” 1 Mayıs’a çağıranlar bu sorular karşısında ümitsizliğe kapılmayıp dertlerini tabii ki de anlatıyor. Ama bugün COVID-19 salgını sebebiyle bambaşka 1 Mayıs ile karşı karşıyayız. Şu an sosyal mesafe ve karantina sürecinde olunması ve halk sağlığının tehlikeye atılmaması için, 1 Mayıs sosyal medya kanalları ağırlıklı olarak örgütleniyor. Bende derdimizi buradan anlatma gereği duyuyorum.

İlk bakışta haklı gibi görünen yukarıdaki sorular 4-5 yıllık eğitim hayatının bitiminde herkesi acı bir gerçekle yüz yüze bırakıyor. Üniversite bitince elimizde kalan işlevsiz bir diploma ve 20-30 bin TL arası kredi borcu ile hayata en aşağıdan işçi sınıfının da aşağısından başlıyorsunuz. İstisnai durumlar olsa bile üniversitelerde kariyer günlerinde anlatılan toz pembe hayatlar hepimiz için geçerli değil. Kariyer günlerine gelen çok kıymetli(!) iş insanları, CEO’ların dediklerine göre öğrenci kendine yatırım yapmalı. Dil öğrenmeli, sertifika toplamalı vs. Talihe bakın ki kariyer günleri uzun yıllardır üniversitelerde yapılmasına rağmen CEO’larımızın dediklerinin tam tersi oluyor. Diplomalı işsiz sayısı her yıl artıyor. Diğer tarafta yani aslında elimize gelen bir 1 Mayıs bildirisinde ise bize söylenenler asıl gerçekler. Sorunun bireyin kendini geliştirmesinde değil sistemle alakalı olduğu geleceğimizin kurtarılmasının ise bizim elimizde olduğu söyleniyor.

Dünyada 1980’lerden itibaren hayata yerleşen neoliberal sistem, halkın elinde kalan ne varsa özelleştirdi. Zenginler servetlerini büyütürken doğal olarak karşılığında birçok toplumsal kesim yoksullaştı. Bunun tipik bir örneği orta kesim yani küçük burjuva diye tabir edilen bölümün yoksullaşmasıdır. Bunların arasında işçileşen köylüler, emeği yok sayılan kadınlar ve tabii ki geleceği çalınan üniversiteliler var. Biz üniversitelilerin hikayesi de sanırım burada. Üniversitelerin piyasaya açılması kampüsleri şantiye, öğrencileri de müşteri haline soktu. Görünürde öğrenciyiz ve üniversitedeyiz ama hepsinin içi boş. Bunun sonucu niteliksiz eğitim ve milyonlarca diplomalı işsiz ve borçlu. DİSK-AR’ın 11 Ocak 2020’de kamuoyuna sunduğu raporda her dört işsizden birisi üniversite mezunu. Yine aynı raporda geniş tanımlı işsiz sayısı 7 milyona ulaşmış durumda.* Tabloya baktığımızda üniversitelilerin geleceğinin ipotek altına alındığı karşımıza çıkıyor.

Tüm bunların dışında başka bir bakış açısına da ihtiyaç var, emek sadece kol emeği midir? Peki kafa emeğini nereye koymamız gerekiyor? Eğitimin niteliksiz hale gelmesi başka bir sonucu da doğurdu. Üniversiteliler eğitim süreçlerine yabancılaştı. Üniversite dar anlamıyla bilimin üretildiği de bir yerdir. Bugün kampüslerde üretilenler sermaye yararına metalaşıyor. Teknoloji fuarlarında sergilenmek üzere üretilen drone bunun bir örneğidir. Burada birkaç sermayedarın beğenip üzerine yatırım yapması sonucu piyasaya üretim sağlanır. Çoğu üniversitemizde mühendislik alanı dışında kültür-sanat faaliyetlerinde üretim yok olmaya doğru ilerliyor. Kafa emeğimizin yok olmasını engellemek için üretim faaliyetlerinin, emeğin hatırlanması için 1 Mayıs ne kadar güzel bir gün.

1 Mayıs literatürde Emek ve Dayanışma günü olarak geçiyor. Biz buna toplumun geniş bir kesiminin yani emek cephesinin zenginlerle yani sermaye ile hesaplaşma ve haklarını geri almak için meydanlarda olduğu gün olarak bakabiliriz. Gericiliğe, faşizme, doğa talanına, cinsiyet eşitsizliğine, homofobiye yani ezcümle kapitalist sistemin ürettiği ne kadar yıkım var ise bunlara karşı durma günüdür. Bu durumda üniversitelilerin de geleceğini ipotek altından kurtarmak ve emek üretim süreçlerini tekrar hatırlaması için meydanlarda olması gereken bir gün olarak bakmalıyız.

*http://disk.org.tr/wp-content/uploads/2020/01/DISK-AR-Ocak-2020-Istihdam-Issizlik-Raporu.pdf

Sosyal medyada paylaş

Abdullah Aydın

Published On: Mayıs 1st, 2020Categories: Gündem, İnsan Hakları0 Yorum

Leave A Comment